Ana Sayfa Duyuru Cumhuriyet’in aydınlanma devrimleri

Cumhuriyet’in aydınlanma devrimleri

99
0

Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sadece savaş kazanmakla bir
ülkenin tam bağımsız olamayacağının farkındadır. Gerek cephede gerek de cephe sonrasında
hayata geçirmeyi planladığı bir dizi aydınlanma projeleri üzerinde kafa yormaktadır. Bu
projelerin yasalaşması için öncelikle halkın egemenliğinin oluşturduğu bir Meclis
gerekmektedir.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açılır ve “egemenliğin kayıtsız
şartsız millete ait” olduğu dünyaya ilan edilir.
1 Kasım 1922’de iki başlılığa son verilir. Alınan bir karar ile Hilâfet ve Saltanat birbirinden
ayrılarak, Saltanat kaldırılır. Padişah’ın, tüm Müslüman milletlere önderlik etme görevine son
verilir. Zaten Padişah, fiiliyatta böyle bir görevi hiçbir zaman tam manasıyla uygulama alanı
da bulamamıştır.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir ve 101 pare top atışıyla dünyaya duyurulur. O
günden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim şekli Cumhuriyet’tir.  
3 Mart 1924 tarihinde üç büyük devrim kanunu yürürlüğe girer. Bunlar; 1. Tevhidi
Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu 2. Hilafetin İlgası (Halifeliğin kaldırılması) 3. Şeriye ve
Evkaf Vekâleti (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) ile Erkan-ı Harbiye Umumiye Vekâleti’nin
(Genelkurmay Bakanlığı) kaldırılmasıdır.
Bu hayatî devrim yasalarıyla, Cumhuriyet’in temel nitelikleri, özellikle laik nitelikleri ortaya
çıkmaya başlamıştır. Mahalle mektepleri, medreseler ve din kurallarını esas alan bir eğitim
sistemi tarihe karışıyor, bunun yerine akla ve bilime dayalı, çağdaş ve ulusal bir eğitim
sistemi getiriliyordu.
10 Nisan 1928 tarihinde laiklik konusunda ciddi bir adım atılır. Anayasa’da yer alan “Türkiye
Cumhuriyeti’nin dini İslam’dır” hükmü kaldırılır. Artık milletvekilleri ve cumhurbaşkanı
yemin ederken, “Vallahi” yerine “Namusum üzerine söz veririm!” diyeceklerdir.
“Milleti cehaletten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini terk edip Latin
esasından Türk harflerini kabul etmekten başka çare yoktur.” diyen Atatürk, uzun zamandır
üzerinde çalışılan ve Cumhuriyet’in en büyük devrimlerinden biri olan Harf (Yazı)
Devrimi’ni hayata geçirmek için harekete geçer. 20 Mayıs 1928’de TBMM, uluslararası
rakamların kabul edilerek kullanılmaya başlanması ile ilgili bir yasa çıkarır. Harf reformu için
de bir komisyon kurulur. Atatürk, harf reformu için, “bu ya üç ayda olur ya da hiç
olmaz” diyerek zaman kaybedilmemesini ister. Çalışmalar hızlandırılır ve Alfabe kısa
zamanda tamamlanır. Atatürk 9 Ağustos 1928’de, Sarayburnu Parkı’nda CHP’nin
gerçekleştirdiği bir toplantıda, yeni Türk alfabesini davetlilere tanıtarak, Türk Harf
İnkılâbı’nı başlatır. Atatürk’ün, Sarayburnu Parkı’nda yaptığı konuşmanın bazı satırlarını
önemi gereği alalım:
“Vatandaşlar, arkadaşlar!
…Çok işler yapılmıştır, amma, bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, lâkin çok
lüzumlu bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Vatandaşa, kadına,
erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu, vatanperverlik ve milletperverlik vazifesi biliniz.
Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir heyet-i içtimaiyenin yüzde onu okuma-
yazma bilir, yüzde doksanı bilmez nevidendir. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır. Bu
millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış, tarihini

iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa, bu
hata bizde değildir. Türk’ün seciyesini anlamayarak, kafasını birtakım zincirlerle
saranlardadır.
Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataların tashih olunmasında
bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk heyet-i
içtimaiyesi yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz, yazısı ile kafası ile bütün âlem-i
medeniyetin yanında olduğunu gösterecektir.”
Daha sonra da milletvekillerine, üniversite öğretim üyeleri ve edebiyatçılara yeni alfabe
tanıtılır. Ağustos ve Eylül aylarında da Atatürk farklı illere giderek yeni alfabeyi halka anlatır.
1 Kasım 1928 günü Meclis yeni Türk Harfleri Kanunu’nu kabul eder ve 3 Kasım 1928 günü,
bu kanun, Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girer. Sırada Türk milletinin yeni Alfabe
ile tanışması vardır.
Basının da desteği ile ülkede yeni Alfabe’nin benimsenmesi, öğrenilmesi ve
yaygınlaştırılması amacıyla coşkulu bir çaba başlatılır. Halkın, Latin harflerini kabul edip,
hızla okuma yazma öğrenmeye başlamasının başlıca nedeni, Osmanlı’daki okur-yazar
oranının hayli düşük olmasıdır. O dönemin kaynakları incelendiğinde, okur-yazar oranının;
örneğin, 1918 yılında yüzde 5’i geçmediği görülür.
Osmanlı’da 16. yüzyıldan itibaren yazı dili Arapça ve Farsçanın istilâsına uğramış ve Türkçe
konuşma dilinden de uzaklaşılmıştır. Medreselerin resmi dili Arapçadır. Bilim ve edebiyat dili
Arapça ve Farsçadır. Türkçe sadece halk arasında yaşamaya devam etmiştir. Yazar Feyza
Hepçilingirler, “Türkçe, hiç az buz zaman değil, 600 yıl boyunca bilim ve kültür dili
olmaktan uzak tutulmuş, yazılı edebiyatın dili olmamış; edebiyat dili o kadar başkalaşmış ki
Osmanlıca diye ayrı bir adı almış… Demek ki Türkçe o kadar sağlam bir dil ki, 600 yıl
boyunca konuşma dili olarak kullanılmasına karşın yaşadı…” demektedir.
1927 yılına gelindiğinde ise okur-yazar oranı yüzde 10’un biraz üzerinde görülmektedir. Arap
harfleriyle yazılan Türkçenin az sayıda okuma-yazma bilenler açısından bile hayli zorlanıldığı
gerçeğinden hareket edilecek olursa, okur-yazar oranının bu ölçülere düşmesini normal
karşılamak gerekir.  Okur-yazar olmayan halkın âdeta sıfırdan başlayarak eğitilmesi, okur-
yazarlığın beklenmeyen bir hızla yükselmesine sebep olmuştur.
1 Aralık 1928 tarihinden itibaren gazete, dergi ve benzeri yayınlar, 1 Ocak 1929’dan itibaren
de tüm kitaplar yeni harflerle basılacaktır. Bir büyük devrim daha başarıyla
gerçekleştirilmiştir.
1928’de Millet Mektepleri açılır. 1929’da yeni harflerle basılan ilk posta pulları piyasaya
çıkar. 1930’da Halk okuma odaları, 1932’de Halkevleri açılır.
1932’de Türkçeyi geliştirmek için Türk Dil Kurumu kurulur. Türkçenin her yönüyle ele
alındığı ve tartışıldığı Türk Dil Kurultayları düzenlenir. 1936’da Dil ve Tarih Coğrafya
Fakültesi kurulur. Türk Tarih Tezi’nin yanı sıra Türk Dil Tezi (Güneş Dil Teorisi)
geliştirilir. Güneş Dil Teorisi’nden daha sonra vazgeçilecektir.
Anadolu’da halk ağızlarından Türkçe sözcükler derlenir. Çok sayıda derleme ve derleme
sözlüğü ve bunların yanı sıra Osmanlıcadan Türkçeye ve Türkçeden Osmanlıcaya cep
kılavuzu çıkarılır. Bu derleme ve tarama çalışmaları sonunda unutulmaya yüz tutmuş çok
sayıda Türkçe sözcük dile kazandırılır. Atatürk’ün de çok sayıda Türkçe sözcük ürettiğini
ekleyelim. Bunlar arasında “genel, esenlik, erdem, konuk, varsayım,
gerekçe ve kurmay” gibi çok sayıda sözcük vardır. Atatürk ayrıca anlaşılmaz geometri

terimlerini de; “kare, boyut, uzay, yüzey, çap, teğet, açıortay, dikey, çember, konum” ve
benzeri gibi çok sayıda Türkçe sözcüğe çevirmiş ve Geometri adında bir de kitap yazmıştır.
1936’da Halk Odaları, Köy Eğitmenleri, 1937’de Köy Enstitüleri projeleri hayata
geçirilir. Hedef, Atatürk’ün de işaret ettiği gibi halkın tamamının okuma ve yazma
öğrenmesidir.
Ne yazık ki hedeflenen okuma yazma oranı Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata erken veda
etmesiyle sekteye uğrar. Türk eğitim sistemi 1945’li yıllardan itibaren iktidara gelenler
tarafından zayıflatılır.
27 Aralık 1949 tarihinde imzalan “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim
Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma” ile Türk Millî Eğitim Sistemi’nin temeline
âdeta dinamit konur. Türk millî eğitim sistemi, işte bu anlaşma ile 1950 yılından itibaren
bütünüyle Amerikan çıkarları doğrultusunda şekillenecektir ve öyle de olur. Köy
Enstitüsü uygulaması ve onun bir parçası olan Köy Okulu Seferberliği, 1955’te okulsuz ve
öğretmensiz köy bırakmamayı hedeflemişti. Bu plan 1946’da duraksatılır ve 1950’de
kaldırılır. Millet Mektepleri, Halk Odaları, Halkevleri, Köy Eğitmenleri ve son olarak da
Köy Enstitüleri, türlü dalaverelerle kapatılır.
Günümüzde de eğitim sistemi âdeta bir yap-boz tahtasına dönüştürülmüştür. Laik eğitim
sistemi yara almış; MEB, cemaatlerin ve Diyanet’in güdümüne sokulmuştur. Arapça dil
dayatması, ülkeye sokulan milyonlarca Arap mültecinin de etkisiyle üst düzey
yetkililerce “Türkçe öldü” denilecek boyutlara çıkarılmıştır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, 600 yıllık Osmanlı boyunduruğuna dayanan Türk dili ve
aydınlanma devrimleri yaralarını saracak ve sonsuza kadar yaşayacak güce sahiptir.
Cumhuriyet’in devrim yasaları, Cumhuriyet’in kurucuları tarafından yıkılamaz bir
temel üzerine inşa edilmiştir. Cumhuriyet yaşadıkça ayakta kalmaya devam edecektir.
Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
1 Kasım 1922, Saltanat’ın kaldırılmasının 100. yılı ve 1 Kasım 1928, Harf Devrimi yani
Türk Alfabesi’nin kabul edilmesinin 94. yılı kutlu olsun.

Tülay Hergünlü
İstanbul, 1 Kasım 2022

Yararlanılan Kaynaklar:
Sinan Meydan; “Mezar Taşı Okuma Kulübü” başlıklı yazı. Sözcü gazetesi, 25 Ocak 2021
Tülay Hergünlü; İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne -Türkiye’nin Hafızası- 1914-1980, Klaros Yay. 2022

Önceki İçerikHEMŞEHRİMİZ HERODOT HAFTASI BAŞLADI
Sonraki İçerikZABITA EKİPLERİNE SÜRÜŞ EĞİTİMİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz