Ana Sayfa Gazete UKRAYNA KRİZİYLE TEKRAR GÜNDEME GELEN NATO-TÜRKİYE İLİŞKİSİ

UKRAYNA KRİZİYLE TEKRAR GÜNDEME GELEN NATO-TÜRKİYE İLİŞKİSİ

527
0

İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan Soğuk Savaş döneminde dünyada 2 kutuplu olarak süren yapı 1990’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla sona ermiş, Rusya ile Batı Avrupa arasındaki eski Sovyetler Birliği ülkelerinin bağımsızlığını kazanması da Rusya ile Batı arasındaki Demirperde’yi ortadan kaldırmıştır.

1980’li yıllarda başlayan Küreselleşme, diğer ülkelerle birlikte eski Sovyetler Birliği ülkelerini de etkisi altına almış, her alanda entegrasyon süreci hızlanmıştır. Bu dönemde ekonomik bir yapı olarak başlayan ve gelişerek ekonomik bir güç merkezi olmaya başlayan AB, doğu Avrupa ülkelerini de bünyesine katmaya başlamış, serbest piyasa ekonomisine geçişlerini hızlandırmıştır. Ekonomik açıdan gelişmeye başlayan doğu Avrupa ülkelerinin bir endişesi vardı: Acaba bir gün eski Sovyetler Birliği hortlar mydıı, daha önce yaşandığı gibi bir sabah sokaklarında Rus tanklarını görürler miydi? Bu endişeyi ortadan kaldırmak isteyen bu devletler halen dünyanın en güçlü güvenlik ittifakı olan NATO bünyesine katılmak için müracaat etmiş ve yapılan değerlendirmeler sonucu bu ülkelerin büyük bölümü NATO bünyesine alınmıştır. Yani NATO bu ülkeleri İŞGAL ETMEMİŞ, ülkeler güvenlik endişelerini ortadan kaldırabilmek için kendi iradeleriyle NATO’ya katılmışlardır.

Bu arada, özellikle Ukrayna krizi ile gündem gelen ve bir kesimin savaş sebebi olarak göstermeye başladığı NATO’nun yapısından ve işleyişinden bahsetmekte yarar var. Çünkü bu konuda yalnız az eğitimli insanlar değil, bu kurum bünyesinde çalışmış olan bir kısım personelin dahil yeterli bilgiye sahip olmadığı görülmektedir. NATO, İkinci Dünya Harbi sonrası kurulan, o dönemde savaştan yıkımla çıkmış, Rusya karşısında zayıf durumda olan Avrupa devletlerinin de talebi nedeniyle ABD öncülüğünde kurulan bir güvenlik ittifakıdır.

Bilinenin ve maalesef devleti yöneten üst kademedeki bir kısım personelin de söylemlerinin aksine NATO’nun toprağı yoktur. NATO ülkesi yoktur. NATO’nun kendisine bağlı bir ordusu da yoktur. NATO’nun yalnızca üye ülkeleri vardır. NATO Belçika’da konuşlu bir ana planlama karargahına ve alt bazı planlama karargahlarına sahiptir. NATO’nun karar alma mekanizmasında, dünyadaki diğer uluslararası örgütlerde olmayan çok önemli bir işleyiş ve karar alma sistemi vardır. Diğer tüm örgütlerde genelde OYÇOKLUĞU ile karar alınırken, NATO’da kararlar OYBİRLİĞİ ile alınabilir. Yani herhangi bir üyenin kabul etmediği hiçbir karar alınamaz ve uygulanamaz. Kararın alınabilmesi için bütün üye ülkelerin kabul etmesi gerekir. Örneğin NATO bünyesinden 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ayrılmış olan Yunanistan 1980’li yıllarda tekrar üye olmak istediğinde gözler Türkiye’ye çevrilmişti. Türkiye kabul etmediği takdirde tekrar üyeliği imkansızdı. O dönemde Kenan Evren yaptığı çok büyük hatalara bir ilave daha yaparak Yunanistan’ın tekrar üyeliğini kabul etti ve o tarihten sonra Türkiye, Yunanistan vetosu nedeniyle neredeyse NATO kaynaklarından hiç yararlanamadı. Yine Fransa 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. 2009 yılında tekrar NATO askeri kanadına dönmek istediğinde, yine o dönemde Fransa ile çok sıcak ilişkileri olmadığından gözler Türkiye’ye çevrildi. İktidarda olan AKP’yi ikna etmek çok kolay oldu ve Türkiye yine tarihi bir hata yaparak Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü kabul etti. Bunun bedelini Kıbrıs barış Harekatı esnasında batının uyguladığı ambargoları kıracak şekilde Türkiye’ye her türlü yardımı yapan, Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu uçak lastikleri ve yakıt dahil her türlü yardımı yapan Libya ve lideri Kaddafi, Fransa’nın başı çektiği bir NATO operasyonuyla parçalandı ve Kaddafi öldürüldü. Tabii ki bu operasyondan bir hafta önce açıklama yapan Türkiye NATO’nun Libya’da ne işi var derken bir hafta sonra bu operasyonu onayladı ve Libya’ya yönelik hava operasyonunun merkezi oldu.

Gelelim Türkiye NATO ilişkilerine. Bu konuda garip bir kara propaganda vardır. Bu kara propagandanın başını geçmişte Mao’cu, arada sürekli oraya buraya dönerek önce Bekaa’da PKK ve Abdullah Öcalan sevici, bu aralar Putin’ci olanlar ile onlarla birlikte hareket edenler çekmektedir. Türkiye 70 yıldır NATO üyesidir. Stalin’in Türkiye’den Boğazlar Bölgesi, yani İstanbul ve Çanakkale ile Kars, Ardahan, Artvin’i istemesi, o dönemde her 2 dünya harbinin etkisiyle ekonomik açıdan henüz kendini toparlama ve hem ordusunu hem de milli savunma sanayiini kurma ve geliştirme aşamasında olan Türkiye, Rusya’nın açık tehdidine karşı bir güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duymuş, NATO’ya katılmak üzere kendi isteğiyle üyelik için başvurmuş, İskandinav ülkelerinin şiddetle karşı çıkmalarına karşın Kore Harbi sonrasında ittifaka üye olmuştur. Yani hiç kimse Türkiye’yi NATO üyeliği için zorlamamıştır.

Türkiye-NATO ilişkilerinde yanlış olarak bilinen diğer konulara gelince, Türkiye’de daimi bir NATO üssü yoktur. Sadece Türkiye’nin talebi ile NATO tarafından gönderilen radar sistemleri, bazen de geçici olarak yine talep üzerine gelen hava savunma sistemleri vb vardır. Türkiye’deki 35 ABD üssü zaten 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan ABD ambargosu nedeniyle Ecevit Hükümeti tarafından kapatılmıştır. Bazılarının bağırarak her yerde söylediği “Türkiye NATO’dan çıksın, böylece İncirlik Üssü’de kapatılsın” sloganına gelince. İncirlik’i kapatmak için NATO’dan çıkmaya gerek yoktur. İncirlik bir NATO üssü değildir. Mülkiyeti ve üzerindeki tüm tesisler Türkiye’nindir. Türkiye-ABD arasında 1982 yılında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) kapsamında ortak savunma tesisidir. Tesisten ABD’nin yararlanması TBMM kararıyla 1’er yıl süreyle uzatılabilmektedir. Yani TBMM bugün, artık ABD buradan yararlanmayacak dediği anda NATO’dan çıkmaya gerek kalmadan ABD unsurları buradan uzaklaştırılır. Özetle “Türkiye NATO’dan çıksın, böylece İncirlik kapatılsın” söyleminin altı boştur., bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların söylemidir.

Gelelim Türkiye açısından en önemli konuya. Türkiye NATO’dan çıkarsa ne olur? Şöyle bir senaryoyu ortaya koyabiliriz. TBMM yarın sabah toplanarak aldığı bir kararla Türkiye’yi NATO’dan çıkarabilir. Öğlen saatlerinde Yunanistan hemen verdiği bir önergeyle Kıbrıs Rum Kesimi’nin NATO üyesi olmasını isteyebilir. Akşam saatlerinde alınan bir kararla da Kıbrıs Rum Kesimi NATO üyesi olur. Gelelim bir sonraki güne. Sabahleyin yine Yunanistan ve GKRY’nin talebi ile NATO, Türkiye’nin bir NATO üyesi olan Kıbrıs’tan tüm askeri gücünü çekmesini, aksi takdirde NATO’nun 5nci Maddesi’ni kullanarak askeri güç kullanacağını söyleyerek, deniz gücüyle Kıbrıs’ı ve Türkiye’yi abluka altına alır. Tabii ki Türkiye Kıbrıs’tan asker çekmeyeceği ve şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklar üzerindeki tarihi ve güvenliği açısından stratejik önemdeki egemenlik haklarından vazgeçmeyeceği için, Akdeniz’de doğal bir uçak gemisi ve Doğu Akdeniz’le buradaki tüm yeraltı ve yerüstü kaynakları ile enerji havzalarını kontrol etmek isteyen, başta ABD, Fransa ve Yunanistan olmak üzere NATO üyesi tüm ülkelerin büyük bir iştahla oluşturacağı askeri güç tarafından hem Anavatan hem de Yavruvatan saldırıya uğrayabilir. Tabii bunları söylerken bir NATO hayranı olduğum sanılmasın. Üstelik NATO’nun görev alanlarından birisi olan Afganistan savaş alanında NATO’nun Merkez Bölgesinde komutanlık yapmış birisiyim. Yetmemiş, bu görev esnasında Türk askerine yanlış bir davranışı nedeniyle ABD’ye büyükelçilikleri vasıtasıyla yazılı NOTA vermiş, ABD askerini “Insurgent” yani “eşkıya” olarak niteleyip, 1 hafta sonra yine ABD büyükelçiliğinin yazılı özür mektubu ile affetmiş, sonrasında ABD askerinin Kabil’de yürümesini ve hatta her türlü operasyonunu yasaklamış emekli bir Türk Subayı olarak söylüyorum. Özetle, NATO’nun Türkiye’ye faydası var mıdır? Belki vardır. Onu Rusya veya başka bir çılgın Türkiye’ye saldırma hatasını yaptığında göreceğiz. Ama Türkiye kendi güvenliğini sağlayamayacak ve bunu NATO’ya havale edecek bir ülke değildir. Bunu zaten İstiklal Harbi’nde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde tüm dünyaya göstermiştir. Yeter ki Türk Silahlı Kuvvetlerini günlük siyaset ve her türlü çıkar gruplarının etkisine maruz bırakmasın, yakın tarihimizde görüldüğü gibi FETÖ ve cemaat-tarikat altında ortada dolaşan terör odaklarının şerrinden uzak tutsun.

Pekala, NATO üyeliği neden Türkiye için önemlidir? sorusunu sorduğumuzda, NATO üyeliği Türkiye’nin NATO’nun dış kapısının kilidini elinde bulundurması demektir. Yani Türkiye orada olduğu sürece ve onayı olmadığı sürece NATO Türkiye aleyhine hiçbir eylemde bulunamaz, istemediği hiçbir operasyonu yapamaz, Türkiye’nin onaylamadığı hiçbir savaşa giremez. Hatta savaşa girilse dahi o savaşa ne kadar güçle ve hangi koşullarda katılacağına Türkiye karar verir. Örnek olmak üzere, Afganistan’daki NATO görevim esnasında önce NATO’nun çalışma sistemi gereği,  NATO’nun Bölge Komutanı olarak imzaladığım bir emri, Türk Birliği karargahına gelip Türk Görev Kuvveti Komutanı olarak ele alıp, eğer bu emirde Türkiye’nin harekat için koyduğu “Milli Sınırlamalar” (National Caveats)’a uymuyorsa kendi kendime bu emrin şu maddeleri Türkiye tarafından uygulanmayacak diyebiliyordum. Bunu defalarca yaptım ve Afganistan’a yönelik Milli Politika’dan asla taviz vermedim. Özetle Türkiye’nin NATO içindeki varlığı, başta ABD ve Fransa olmak üzere saldırgan güçlerin dizginlerini kontrol eder. Hamaseti bırakıp, kararları ortak akılla almak en doğru yöntemdir. Devlet hamasetle değil, ortak akılla yönetilir. Hamasetle ülke yöneten Hitler ve Mussolini’nin sonu açıktır.

Şu anda yaşanan Ukrayna krizi ve NATO ilişkisine gelince, Rusya’nın Ukrayna’yı her türlü uluslararası hukuku çiğneyerek işgali, eski Sovyetler Birliği’nin parçası olup bağımsızlığını kazanan ülkelerin, yine Rus işgali endişesiyle bir güvenlik şemsiyesi olarak NATO’ya katılmakta ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Rusya bu davranışıyla, geçen haftaki köşe yazımda da belirttiğim gibi bırakın NATO’nun genişlemesini engellemek, İsveç ve Finlandiya gibi 74 yıldır NATO’ya katılmayan ülkeleri bile üyelik konusunda teşvik etmiş, Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkeleri NATO’ya katılım yönünde isteklendirmiştir. Hatta bir sonraki aşamada NATO’ya katılmak için istekli olarak ilk ülkelerden birisi de Kazakistan olabilecektir. Yani Putin kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Çünkü bu ülkelerin de NATO’ya katılmasıyla stratejik açıdan iç hat durumuna düşecek, ekonomik olarak yaşayacağı kayıpların ötesinde askeri açıdan da NATO tarafından tam olarak kuşatılmış olacak ve yok olup gidecek, asgari olarak her türlü dış etkiye açık zayıf bir ülke durumuna düşecektir. Bir yerde Rusya’nın kaderi NATO üyesi ülke olan Türkiye’nin de elinde olmaya devam edecektir. Tabii Türkiye’nin de artık aklını başına alıp ATATÜRK’ün başlattığı milli tarım ve sanayi politikalarıyla kendine yeterli hale gelen ve dış bağımlılığını azaltması, başta, nüfusunun yarıdan fazlası Türk nüfustan oluşan ve bir Türk devleti olan İran olmak üzere Irak ve Suriye gibi komşularıyla ilişkilerini saçma sapan ve anlamsız mezhepçi bakış yerine aklıselim içinde ele alması, ATATÜRK’ün bölgesel güvenlik için Balkan Paktı gibi anlaşmalarla güç merkezi olmaya devam etmesiyle mümkündür.

06.03.2022

Dr.Haydar ATEŞ

Önceki İçerikSAVAŞ BARONLARI VE KUKLALARI
Sonraki İçerikKAÇAK YAPILAR YIKILMAYA DEVAM EDİYOR 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz