Ana Sayfa Makale Pençe-Kilit Operasyonu ve Terörle Mücadelenin Neresindeyiz?

Pençe-Kilit Operasyonu ve Terörle Mücadelenin Neresindeyiz?

389
0

15 Ekim 1984 tarihinde PKK terör örgütü, Şemdinli ve Eruh’taki saldırılar ile çatışma dönemini başlattığında, Eğridir Komando Okulu’nda komando eğitimindeydik. O zamanlar komandolar “Rambo” gibi yetiştiriliyordu. 9 aylık eğitim içinde düşman gerisinde sabotaj, patlayıcı kullanma gibi eğitimler yanında, dağa tırmanıyor, aç bırakılıyor, kayakla baskın yapıyor, su altı eğitimi görüyor, paraşütle atlıyorduk. Bölücü terörün ölçeği anlaşılınca komando eğitimi iç güvenlik yani terörle mücadele eğitimine dönüştürüldü. O dönemlerde yetişmiş subaylarımız bugün de olduğu gibi on yıllarca terörle mücadelede isimsiz kahramanlar oldular, pek çok arkadaşımız şehit oldu. Aradan geçen 38 yılda terörü pek çok kez askerler bitirme noktasına getirdi yani terör örgütünün beli kırıldı ama terörizmle mücadele yani siyasi, ekonomik ve kültürel alandaki gayretler eksik kaldığı için terör örgütü ve uzantıları hala yaşıyor. Üstelik yapılan siyasi hatalar nedeni ile Irak’ın kuzeyindeki ucube Barzani ve Talabani bölgesinden sonra bir de Suriye’nin kuzeyinde yeni terör örgütü uzantıları ortaya çıktı. Bugüne baktığımızda terörle mücadelenin Pençe-Kilit operasyonlarına ve Türk SİHA’ları ile ilgili abartılı hikâyelere indirgenmiş olduğunu görüyoruz. Doğruları söylemek pek çok ülkede olduğu gibi gene emekli askerlere kalıyor. Bu makalede terörle değil ama terör örgütü ile mücadelede gelinen aşamayı ve yapılması gerekenleri bir kez daha değerlendireceğiz.

Terörle Mücadelede 1984-2015 Dönemi

PKK terör örgütü ile mücadeleyi genel olarak beş safhaya ayırmak mümkündür. Bunlardan 1984-1990 ve 1991-2003 yılları arasındaki dönemlerde PKK bölücü terör örgütü ile mücadelede askeri alanda başarılı olunmuş ancak ekonomik ve sosyo-kültürel yönleri ile terörü besleyen kaynaklar ortadan kaldırılmadığı için terör örgütü yeniden doğmuştur. Terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde yeniden doğma şansı ABD sayesinde (1990 Körfez Savaşı ve 2003 Irak Savaşı’nın Irak’ın kuzeyinde meydana getirdiği boşluk bulması) olmuştur. 1 Mart 2003’de TBMM’de ABD ordusu ile Irak’ın kuzeyinde yapılacak operasyon için gerekli tezkerenin reddi sadece Barzani ve Talabani’yi değil PKK’yı da oldukça rahatlattı. PKK saldırıları yıldan yıla katlanarak arttı ve 2006 yılında PKK eylemleri sonucu asker şehit sayısı 121’e yükseldi. 2007 yılında hükümetin terörle mücadele konusunda strateji değişikliğine gitmesi ile “terörle müzakere” adını verdiğimiz ya da hükümetin “çözüm süreci” dediği dördüncü dönem başladı. 2009 yılında Habur olayı, Oslo Görüşmeleri yaşandı. 1 Ekim 2014’te Resmi Gazete’de yayımlanarak başlayan çözüm süreci ve 2 yıl süren sözde ateşkes süresince, PKK terör örgütü bölgede halk üzerinde baskısını arttırarak, varlığını pekiştirmişti. 

PKK terör örgütü Suriye’de yaşadığı şehir savaşı tecrübesini aktif şekilde Türkiye’de pratiğe çevirmek isteyince, 22 Temmuz 2015 tarihinden itibaren beşinci safhaya, terör ile mücadeleye yeniden başlandı. PKK’nın kırsala dayalı “şehir savaşları” efsanesi Güneydoğu’da yaklaşık bir yıllık bir süreç sonunda çöktü. TSK’nın kararlı operasyonları ile çözülme aşamasına gelen PKK son kozlarını paralı askerler ve intihar bombacıları ile oynadı. PKK’nın Suriye’deki kolu YPG, Temmuz 2012’den başlayarak Afrin, Kobani ve Cezire’yi kontrol altına almaya başladı. Son yıllarda, Suriye’de IŞİD’in bıraktığı topraklar YPG/PKK’ya, Irak’ta ise Barzani’ye gitti. Suriye’de YPG/PKK, çakma 1.5 milyon nüfus (%7) ile ülke topraklarının %20’sini, petrolün %34’ünü sahiplendi. Kandil ile Suriye’deki YPG/PKK arasındaki bağı koparma adına PKK’nın Sincar’dan çıkarılması kısmen gerçekleşti. Kandil, terör örgütünün saklandığı, eğitim ve planlar yaptığı üs bölgesi ve deyim yerinde ise yılanın başı. Diğer yanda Irak’ın kuzeyi (Kuzey Irak değil) terör örgütünün çeşitli üslerini barındırıyor.

Türkiye, uzun zamandır hem etrafında harita değişikliklerine hem de Kürtçülük sorununun sözde siyasi yollarla yani masa başında çözerek federalizme sürüklenmek isteniyor. İyi anlaşılması gereken bir konu, Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Kürtçülük sorunu vardır. Bu sorun siyasi bir sorun değildir çünkü siyasi olarak Türkiye’de bir ayrımcılık yoktur. Dolayısı ile ‘siyasi çözüm’ diye bir şey de yoktur. İçinde bulunduğumuz diğer bir büyük yanılgı; terörün silahsız, barışçı bir biçimde çözülebileceği, “akan kan dursun” gibi masum söylemler altında devletin terör örgütü ile masaya oturarak sorunu çözebileceği illüzyonudur. Terörün silahsız çözümü yoktur; terör örgütü umudunu kaybedip, dağılma sürecine girmedikçe ve yenilgi belirginleşmedikçe hiçbir ödül teröristi tatmin etmez. Kürtçülüğe hizmet etmek için bazı iç ve dış merkezlerden pompalanan bu algılama terörle mücadelede 2007 sonrası askeri pasifizmden daha tehlikeli sonuçlar doğurmuştur. Terörist, terör örgütü ve terörizmle mücadele ayrı ayrı şeylerdir. Türkiye, bugüne kadar terör örgütü ile mücadele etmiş, bu mücadele de büyük ölçüde asıl işi konvansiyonel savaş olan askerlere devredilmiştir. Siyasi iktidarın sorumluluğundaki terörizmle mücadele için gerekli olan ve sosyal ve ekonomik boyutlarda etkili bir program yürütülmesi hep eksik kalmıştır. 

PKK Terör Örgütü’nde Son Durum

PKK’nın askeri komuta üssü (Kandil), Irak’tadır. Irak’ta ayrıca Sincar Kolu (YBS) ve kadın kolu (YJS) bulunmaktadır. Suriye’deki YPG/PKK’nın siyasi kanadı PYD değildir. PYD, Suriye’deki 30’a yakın Kürt partisinden biridir ama PKK’ya yakındır. Bugün Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin siyasi çerçevesi Suriye Demokratik Meclisi denilen yapıdır ve buna bağlı yerel yönetimler kurmuşlardır. Askeri kanat olan YPG, iki ayrı gruptan meydana gelmektedir. Asıl kadrosu, Kandil’den gelen ve PKK’ya çok önceden katılmış eski ve tecrübeli teröristlerdir. Diğerleri ise ABD ve Batılıların sahada yetiştirdiği diğer teröristlerdir. 

2015 ve 2016’da IŞİD’a özenerek kurtarılmış bölgeler kurmaya kalkan PKK, iyi bir ders aldı. Suriye’de YPG/PKK terör örgütü ABD’ye hizmet ederken 12 bin ölü verdi,  Bunun üç katı kadar da yaralı verdiği hesaba katılırsa örgütün dört yılda yaklaşık 40 bin kayıp verdiği ortaya çıkar. Halen örgütün çoğu Suriye’de 10-15 bin kadar militanının olduğu değerlendirilmektedir. PKK’nın 2015 sonrası çıkmazları şu şekilde sıralanabilir;

    – Şehir çatışmalarında verdiği büyük kayıplar; o tarihten sonra artık sivil halktan kimse sokak eylemlerine katılmıyor. PKK, o dönemde şehir çatışmalarına Türk hükümetinin müdahale etmeyeceğini sanmıştı ancak, halk devletin gücünü gördü. 

– Suriye’deki başarısızlık ve kayıplar.

– TSK.nın başta İHA olmak üzere teknolojik üstünlüğü terör örgütünü hareket edemez hale getirmenin yanında zayiatlarını da oldukça artırdı.

– Terör örgütünün sıklet merkezini Türkiye’den Suriye’ye taşıması, örgütün saha olarak yabancılaşmasına yol açtı.

Halen PKK terör örgütü, Suriye’de Esat’a entegre olmakla dış güçlere sadık kalmak arasında bir yerdedir. Irak ve Türkiye’de ki varlığı büyük baskı altında ve eylem yapamamaktadır. Dış güçler terör örgütünü İran cephesine nakletmek istemektedir. Büyük kayıplar veren örgüt, az sayıda teröristle mümkün olduğunca meşgul edici eylemler yapmak, bu esnada yeni militan bulmak arayışındadır. Yıllardır söylediğimiz gibi örgütün en hassas yerinin lider kadrosu olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle örgüt liderlerinin bertaraf edilmesi için teknoloji kadar insan istihbaratına önem verilmelidir. 

PKK, Irak’ın kuzeyinde Sincar’da yeniden yapılandı. Kandil’de önemli bir yapılanması var. Mahmur’da eğitim kampları var. Dağlık bölgelerde terörist kampları var.

Sincar’ın PKK’nın elinde olması Kandil ve ABD için çok önemli. ABD bu bölge üzerinden petrol kaçakçılığı yapıyor, iletişim ve ulaşım hatları bulunduruyor, İran’dan gelen silahlar Erbil ve Sincar üzerinden Suriye’ye gidiyor, ABD bu bölgeden yeni terörist buluyor. 

DEAŞ’ın Irak’ta kalıntıları var ama kontrol ettikleri bir bölge yok. DEAŞ; ABD, Kürtler ve İran tarafından ele geçirecekleri bölgede sözde güvenlik sağlamak için manken olarak kullanılıyor.

Irak’ın istikrarı ve PKK’nın geleceği, Suriye’de kurulacak barış ile yakından alakalı.

Pençe-Kilit operasyonu ile ilgili gelişmelere geçmeden önce Irak ve Suriye’de gelişmeleri hatırlamamız ve unutulan Türkmen kardeşlerimizin sorunlarını bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunmamız gerekli.

Irak’ta neler oldu?

Savaş biteli uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen, Irak’ta hala siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş ve geniş sosyal huzursuzluk devam ediyor. 762 yılında Abbasi Halifesi Ebu Cafer el-Mansur tarafından kurulduğunda, Bağdat “Barış Şehri (Medine tul-Salam)” olarak anılıyordu. 9. Yüzyıldaki Harun el-Raşid zamanı İslam’ın Altın Çağı olarak bilinir. Bu kültürel zenginliği tarih boyunca pek çok barbar ve işgalciye cazip geldi. 1258’de şehri işgal eden Moğol Hulagu Han, şehirle birlikte meşhur Akıl Evi’ni de yıktı. Burada El-Kindi ve El-Harezmi gibi modern teknolojide kullanılan algoritmaları bulan matematikçiler yetişmişti. Bağdat daha sonra Selçuklu, Safevi, Osmanlı, İngiliz ve nihayet Amerikan işgaline uğradı. 

    2003 yılında Amerikan işgali başlar başlamaz İran destekli Şii Bedir Tugayları Irak elitini hedef aldı. Sayısız akademisyen, bilim insanı, mühendis ve doktor suikasta uğradı ve öldürüldü, kalanlar ülke dışına kaçtı. Böylece cehalete ve karanlığa gömülen Irak rejimi aşırı örgütlerin yönlendirmelerine tabi oldu. Radikal Şiiler ve Sünni cihatçılar kendi eğitimlerini veriyorlar. Halkın beşte biri cahil. Eğitim yeterli değil ve istikrarsızlık ve yoksulluğu besliyor. İşgal esnasında sahipsiz kalan Bağdat Hayvanat Bahçesi’ndeki benzeri az bulunur hayvanlar öldüler. Tarihi eserler çalındı, müzeler soyuldu.

Irak halen ABD ve İran arasında bir mücadele alanı. Mücadeleyi İran kazanıyor gibi. Irak gittikçe İran’ın bir teokratik arka bahçesi haline geliyor. İran, Irak içinde sadece etki ve kontrol sağlamıyor, muhalif olanları öldürtüyor, bombalı araçlar revaçta. 2019 yılında İran etkisinin sona ermesini isteyen göstericilerden 600’ü öldürüldü. Halk mutsuz çünkü ekonomi sürekli düşüşte, yargı siyasileşmiş, mezhepçilik ve yolsuzluk tüm ülkeyi sarmış. Tüm halk sokağa dökülüp, bir devrim yapsa bile bunun İran tarafından çalınma riski yüksek. Ülkenin kuzeyinde de facto bir yönetim var. Ülke aslında üç enerji şirketine bölünmüş durumda; kuzeyde Kürt Yönetim Bölgesinde Amerikan Exxon Mobil, ortadaki Sünni bölgede Fransız Total ve güneydeki Şii bölgesinde ise İngiliz Shell-BP. 

Türkiye’nin 2003 yılında Irak’ta üzerine oynayabileceği dört grup vardı;

– Türkmenler,

– Sünni Araplar, 

– Kürt gruplar (Barzani ve Talabani),

– Bağdat Merkez Yönetimi.

Ankara, konuya en başından itibaren ideolojik yaklaştı, öncelikle Sünniler seçildi. Hedef Şiiler yani Bağdat’taki asıl yönetim vardı. Sünni Arapların başındaki Tarık El Haşimi Türkiye’ye kaçmak zorunda kalınca Sünni seçenek çöktü. Hâlbuki Türkiye’nin yürüyen bir Türkmen dosyası vardı ve Irak Türkmen Cephesi, Irak’ta Türk kimliği ve haklarını korumak için kurulmuştu. Türkmenler bir kenara itildi ve Irak politikalarında Şii yönetime karşı koz olarak Barzani seçildi. Bağdat’taki merkezi yönetimin askerleri kuzeye gelemediği için PKK’ya karşı işbirliği için Barzani’den medet umuldu. 

Irak ve Suriye’deki Kürt silahlı gruplar Türkiye’yi her zaman sırtından vurmuşlardır. Kişisel çıkarlarının peşinde olan Barzani ailesi de PKK’ya karşı istese de bir harekât yapamaz zaten hiç yapmamıştır. Çünkü kendine bağlı halk PKK’yı “savaşçı” olarak görmekte, sempati beslemektedir. Ama Irak Kürt Yönetim Bölgesi’ndeki memnuniyetsizlik had safhada. Nitekim bölgeden kaçan binlerce işsiz Kürt, Ukrayna Savaşı’nı fırsat bilip, Polonya-Beyaz Rusya sınırına ulaştı. Türkiye’nin Barzani yönetimi ile ilişkileri PKK ile mücadelenin ötesinde petrol ve başka kayıt dışı ilişkiler iç içe geçmiştir. Bu konuya daha sonra döneceğiz.

Türkmen Dosyasında ise 30 yıldır bir yere varılamadı. Türkmen nüfus eriyor, haklarını kazanamıyor. Saha da silahlı varlıkları olmadığı için masada da söz sahibi değiller. 

Irak’taki Türkmenler

Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmenler, 1923 yılına kadar aynı ülkenin (Osmanlı) vatandaşı olduğumuz, bizim gibi Oğuz kökenli Türk kardeşlerimiz. Kader pek çok coğrafyada olduğu gibi bizleri fiziken ayrı düşürse de gönül bağlarımız ve ortak umutlarımız devam ediyor. Türkmen kardeşlerimiz için yaşadıkları ülkelerde durum uzun zamandır iyiye gitmiyor, hatta varlıklarının hiç olmadığı kadar tehlikede olduğunu söyleyelim. 1990 yılından beri Türkmen kardeşlerimizle ve bölgedeki istenmeyen oluşumlar ile ilgili önümüze pek çok fırsat çıkmasına rağmen bunları değerlendirmedik.  

Irak’ta %10-15 Kürt ve %10 civarında yani 3.5 milyon Türkmen yaşıyor ve bunların çoğu Türkiye’nin güneyinde Musul ve Suriye sınırına yakın bölgelerde idi. Türkiye, 2003 yılında 1 Mart Tezkeresi’ni reddedince Türkmenler sahada sahipsiz kaldı. Bu bölgeler ABD tarafından Kürtlere sunuldu ve yapılan birçok (ABD-Barzani) askeri harekâtı ile zaten silahsız olan Türkmenler ya öldürüldü ya da güney bölgelere göç etmek zorunda bırakıldı. 

    Günümüzde 3.5 milyon nüfusu ile Türkmenler Irak’taki üç önemli etnik unsurdan biridir. Irak’ın her bölgesine yayılmış olan Türkmenler en çok Irak’ın kuzeyinde Kerkük, Erbil, Selahaddin, Musul ve Telafer’de yoğun olarak yaşamaktadır. 2003 yılı sonrası yaşanan olaylar nedeni ile Harita 1’de görülen Türkmen bölgesi kaybolmuş, geride bölük pörçük Türkmen toplulukları kalmıştır. Irak’ın kuzeyinde Kürtlerin devlet kurma istekleri Türkmenlere olan saldırıları arttırmış ve birçok katliam gerçekleşmiştir: Tuzhurmatu (2003), Telafer I (2004), Telafer II (2005), Musul (2005), Yengice (2006), Karatepe (2006), Kerkük Terör (2006) katliamları bunlara örnektir ve maalesef bu katliamlar hâlâ daha devam etmektedir. 

    Amerikan askerlerinin 2005 yılında yaptığı Irak Anayasası ile Parlamentodaki 329 sandalye ve önemli konumlar (başkanlık, başbakanlık ve hükümet sözcülüğü) mezhepsel olarak dağıtılmış durumdadır. Kürtlere başkanlık, Şiilere başbakanlık ve Sünnilere hükümet sözcülüğü verilmiştir. Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt yönetim bölgesinin kendi parlamentosu ve başbakanı var. Kürtler kadar nüfusu olan Irak Türkmenlerin ise ne diğer azınlıklar gibi parlamentoda sandalye hakları var ne de Irak yönetiminde bir konuma sahipler. Irak nüfusu, 2018 yılında 39 milyon kişidir. Türkçe konuşan (Türkmen) sayısı; resmi olarak 1.5-1.8 milyon kişidir. Bunlara resmi olmayan 750 bin -1 milyon kişi ilave edilmelidir. Türkmen bölgeleri dışında yaşayan ve Türkçe konuşmayı yararına görmeyen 500 bin kişi daha ilave edilmelidir. Irak’ta Türkmenler yok sayılmaya çalışılmaktadır.      

Harita 1: Irak Demografisi Türkmenler (2001 ve 2019)

Not: Soldaki haritada 2001 yılında Irak’ın kuzeyindeki Mavi Bölge Türkmen bölgesi iken, sağdaki haritada ise bugün sadece Kırmızı bölgelerde Türkmen nüfus yoğunluğu kalmıştır. 

Sorunun temelinde Türkmen bölgelerindeki petrol rezervleri yatmaktadır. ABD destekli Barzani yönetimi; Türkmen nüfusu güneye kaçırtarak, petrol bölgeleri başta olmak üzere Irak’ın kuzeyinde Kürt devletinin yaşaması için gelir kaynağı yaratmak, diğer bir ifade ile bizim topraklarımız olan Kerkük ve Musul’a el koymak istemektedir.

Suriye’de neler oldu?

Nisan 2011’de Suriye’de iç savaşı başlatan ABD-Türkiye-S.Arabistan-Katar ittifakı kısa sürede önce Halep’i sonra Şam’ı ele geçirerek rejimi devirmeyi planlıyorlardı. Bu dış güçlerin her birinin kendine göre hesabı vardı ve plan tutmayınca zaman içinde aralarında ayrışmalar oluştu ve 2015 yılında Rusya’nın da Şam rejimi yanında yer alması ile savaş içinden çıkılamaz hale geldi. Suriye’de savaşın seyrini değiştiren önemli gelişmeler şunlar oldu;

– 2012 yılında isyancılar Şam’a 10 km. mesafeye kadar yaklaşmış iken Humus’ta İran’ın vekil gücü Hizbullah’ın devreye girmesi ile Esat ordusunun kurtulması.

– 2014 yılında Halep etrafındaki saldırıların son anda başarısız olması ve İslamcı grupların ayrışması, IŞID’in ortaya çıkması ve boş bulduğu Doğu’daki bölgeleri işgal etmesi.

– Eylül 2015’de Rusya’nın Esat’ın yanında Suriye’de savaşa dâhil olması ile Suriye’nin batısındaki inisiyatifin Esat’a geçmesi. 

– 2015 yılından itibaren başta ABD olmak üzere Batılı güçlerin YPG/PKK ile sözde ittifak yaparak IŞİD ile mücadele görüntüsü altında Kürt devleti kurma projesini başlatması.

– 2016 yılından itibaren Türkiye’nin Suriye’de sırası ile Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı (Afrin) ve Barış Pınarı Harekâtı ile Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesi planının sekteye uğraması.

Öncelikle şunu vurgulamalıyız ki, Türkiye Barış Pınarı Harekâtı ile YPG/PKK’yı Suriye’de tamamen yok etme fırsatını kaçırdı. Özellikle hava gücümüz karşısında direnemeyen YPG/PKK, tamamen yok olmaya çok yakındı. Türkiye, askeri olarak başarılı bir harekâta imza attı ama siyasi öngörüsüzlük devam ediyor. 

Halen Suriye yönetimi, ülkenin tamamını rejimin kontrolü altına almaya çalışırken, Rusya barış görüşmelerinin anlamlı bir formata gelmesi için yardım etmiyor. Ülkenin kuzeybatı ve kuzey doğu bölgelerinin Suriye yönetimine entegre edilmesi bir katalizör. Buralarda Suriye nüfusunun %40’ı olan 6 milyon kişi yaşıyor. Yaşam şartları çok kötü, sürekli yer değiştiriyorlar ve adalet çok az. Kuzeydeki iki militan grup SDF ve Suriye Milli Ordusu, sözde ikisi de IŞİD ile savaşıyor ama birbirlerine rakipler. Arkalarında ABD ve Türkiye var. 

Genel bir çerçeve olarak Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ile oluşturduğu statükoyu korumak ve özerk yönetim çökertilinceye kadar baskıyı sürdürmek için ateş gücünü hep devrede tutuyor. Türkiye, bununla yetinmeyip fiili özerk bölgenin müzakere yoluyla statü kazanması ihtimalini yok etmek istiyor. 

Harita 2: Suriye’de Durum

Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonları işgal edilen bölgelerin güvenliğini sağlamakla sınırlı. YPG/PKK unsurları bu bölgelere dışarıdan roket ve terör saldırıları düzenliyorlar. Özellikle Afrin güneyinde bir cepte bulunan PKK unsurları saldırılarda öne çıkıyor. Nisan ayı ortalarında Türk uçak, helikopter ve drone’ları YPG/PKK kampları ve mühimmat depolarını hedef aldılar. Haseki’ye bölgesindeki hedeflere yoğun topçu ve hava saldırısı düzenlendi. 

İdlib’te ise durum Türk askerli birlikleri ve vekil güçleri için daha iyi değil. Suriye Ordusu sık sık taciz ediyor ve büyük bir çatışma zamanını bekliyor. Hayat Tahrir El-Şam ve diğer bağlı örgütleri Türk askeri birliklerine sığınıyor. Suriye’nin orta bölgesi ve Deyrizor istikametinde Rus hava kuvvetlerinin desteğinde IŞİD militanları ile mücadele devam ediyor. 

Suriye’nin Kuzeyindeki PKK’nın bir kısmı Afrin güneydoğusundaki Tel Rıfat’ın bölgesindeki cepte Rusya’nın kontrolünde, çadırkentte yaşıyorlar. 

    Münbiç ve Fırat’ın Doğusundakiler ise ABD’nin kontrolünde. Üç askerimizin şehit olduğu saldırı Tel Rıfat bölgesinden geldi. Türkiye’nin, Rus uçaklarına hava sahasına kapatmasının arkasında bu saldırının olduğu düşünülüyor. 

    ABD, Deyrizor’u kontrol etmekte zorlanıyor. Bölge Arap yoğunluklu ve Kürtleri sevmedikleri gibi bir kısmı Esat yönetimi yanlısı. ABD baskısı nedeni ile Deyrizor şimdilik karışmıyor.

ABD’nin desteklediği SDF ve onun silahlı kanadı YPG/PKK, Suriye’nin iki kuzey doğu şehri Kamışlı ve Haseki çevresinde kuşatma uyguluyor. SDF bölgeye gelen buğday, yiyecek ve yakıtı engelliyor ve bölge halkını aç bırakıyor. Nitekim Rus arabulucu YPG/PKK’yı eğer kuşatmaya son vermezlerse Türk askeri harekâtının başlayabileceği şeklinde uyardı. Suriye’de Türkiye ve YPG/PKK arasında yakın zamanda yeni ve büyük çaplı bir sıcak çatışma bekleniyor.

Türkiye, Suriye’de silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) hayata geçirdiği saldırılar ile PKK’yı hedef alırken son günlerde Fırat’ın doğusunda Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde ciddi bir askeri hareketlilik yaşanıyor. 8 Ocak’ta Tel Abyad/Akçakale sınırında el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu üç Türk askeri yaşamını yitirdi. Kobani, Tel Abyad ve Rasulayn taraflarında çok sayıda yer Türkiye ve güdümündeki Suriye Ulusal Ordusu milislerince vuruldu. 

Rmelan kasabasında 70 Amerikan askeri YPG/PKK militanlarını 1 Aralık 2021’den beri eğitiyor. Bir aylık eğitimlerde yüzlerce militan eğitildi. Eğitim konuları; hafif, orta ve ağır silah kullanımı ile kasabalara sızma ve baskın gibi terörist taktikleri. Eğitimden sonra teröristlerin Haseki bölgesindeki Eş Şaddi ve Deyrizor’daki Omar petrol bölgesine gönderdiği söyleniyor. Daha önce bu eğitimleri ABD ve Fransa birlikte veriyordu.

Siyasi alanda ise Suriye devlet başkanı Beşar Esat’ın BAE ziyareti, Türkiye ile de görüşmelerin başlayabileceği konusunda bir umut verdi.

Suriye’deki Türkmenler de buharlaştılar..

    Daha Anadolu’da yerleşmeden önce ilk Selçuklu Devleti Suriye’de kuruldu. Dedelerimiz Anadolu’ya en az İran kapısı kadar Suriye, özellikle Halep üzerinden girdiler. Bugünkü Şam Camisi, Selçuklu dönemine aittir. Esat zamanında Türkçe türkü söyleyemezdiniz, aşırı Arap milliyetçisi baba Esat zamanında Türkmenler büyük baskıya uğradılar. Türkiye’ye yakın sınırlarda yaşayanlar güneye göç ettirildi, buralara bugünkü PKK’nın tabanı olan nüfus yerleştirildi. Osmanlı dönemine ait tarihi eser bırakılmadı. Suriye’de iç savaş çıkmadan önce Türkmenlerin bir etnik kimliği yoktu. Suriye rejimi onları Türkiye’nin bir uzantısı olarak görmüş, Türkçe kitap, kaset vb. her şey yasaklanmıştı. Ekonomik bakımdan ve eğitim seviyesi olarak en geri durumda bırakıldılar. İdlib ve Afrin ile birlikte Fırat Kalkanı bölgesi de Araplaştırılırken Türkmenler Suriye genelinde buharlaştılar. 

2011 yılına göre Suriye’deki Türkmen nüfusu (3.5 milyon) %90 azaldı veya kayboldu. Suriye’deki Türkmen sayısı 3.5 milyon (%15.2) civarındadır. Bu Türkmenleri üç gruba ayırabiliriz (Harita 3); 

(1) Türklük bilinci olup, Türkçe konuşanlar (1.5 milyon),

(2) Türklük bilinci olup, Türkçe bilmeyenler (1 milyon),

(3) Türklük bilincini kaybetmiş ve Türkçe bilmeyenler (1 milyon).

Harita 3: Suriye’de Etnik durum

Türkmenler yedi bölgeye dağılmış olduğu gibi, bu bölgeler içinde de dağınık durumda kaldılar. Türkmenlerin Suriye içi dağılımı aşağıdaki gibi idi; Halep (1 milyon 250 bin), Hama ve Humus (1 milyon), Bayır Bucak (Lazkiye) (250 bin), Şam (750 bin), Golan (40-50 bin), Rakka (50 bin), İdlib (50 bin). 

Bu gruplardan ilk ikisi bugün daha çok muhalif grupların bölgeleri (İdlib, Humus) içinde ya da Türkiye’ye gelmişlerdir. Üçüncü grup ise çoğunlukla Esat güçlerinin (Halep, Hama) kontrolü altındaki bölgelerdedir. 

Savaş öncesi Türkmenler tüm Suriye’de önemli nüfus bölgeleri oluşturmuşken, halen sadece Halep’in kuzeyinde ve Fırat Kalkanı bölgesinde az bir Türkmen varlığı kaldı. Bugün Suriye’deki Türkmen mevcudu yaklaşık 350 bin kişi civarındadır. Sadece 10 bin Türkmen Avrupa’ya gitti. Toplama bir milyon nüfusa sahip YPG/PKK bölgesinde devlet kurulmaya çalışılırken, Suriye’deki Türkmenler sahipsiz ve ne istediğini bilmiyorlar. 

Irak ve Suriye’deki Türkmenler, her zaman ikinci ya da üçüncü sınıf vatandaş olarak görüldüler ve sistemin dışına itmeye çalışıldılar. Türkmenler dağılmış, güveni sarsılmış ve yüzlerini son çare olarak Türkiye’ye dönmüşlerdir. Türkiye’den yapılacak en küçük bir açıklama bile onlar için çok önemlidir. Türkmenler topraklarını kimseye kaptırmamakta kararlıdır.  

Irak ve Suriye Türkmenleri için ne yapılmalı?

Son 20 yılda Irak ve Suriye’deki Türkmenlerin durumu eskisinden çok daha kötüye gitti. Ankara, Irak Türkmen Cephesi Başkanlığında zoraki bir değişiklik yaptı, ITC’ye büyük bir darbe vuruldu. ITC’ye büyük emekleri geçmiş olan Erşat Salihi görevden alınarak yerine İhvan kökenli Hasan Turan atandı. Böylece ITC’nin parçalanma dönemi başladı ve kontrolden çıktı. ITC şu anda paramparça oldu ve toplanma olasılığı da yok. Gruplar birbirine düşman hale getirildiler. Şii Türkmenler cepheden uzaklaştırıldı.

 Irak ve Suriye’deki Türkmen kardeşlerimiz için bir şeyler yapmak konusunda geç kalmışta olsak da hala yapılacak çok şey var. İki ülkede de Türkmen varlığı hemen hemen silinmek üzere. Kamuoyunda az bilinen bir harita var; ‘Türkmeneli bölgesi’ yani tarihi olarak Türkmenlerin hâkim olduğu bölgeler. Bağdat’tan başlayıp Irak’ın kuzeyinde Kerkük ve Musul’u da içine alıp, oradan Suriye’nin kuzeyinden Halep’e ulaşan bir Türkmen hilalini temsil ediyor. İşte bu hilali şimdi Batılılar PKK terör örgütü ve işbirlikçisi Barzani yönetimi ile dolduruyorlar. Türkiye’nin vizyonu Türkmen kardeşlerimizin kimliğinin ve haklarının korunması olmalıdır. Bunun için ne Irak’ı ne Suriye’yi bölmeye gerek var. Türkmenler, her zaman en barışçıl toplumlardan biri oldu. Bu ülkelerin bütünlüğü içinde Türkmenlerin hakları korunabilir. Aksi takdirde Suriye de Irak gibi olabilir. 

    Suriye Türkmenleri için durum daha vahim. Suriye’de Türkmen kalmadı gibi bir durum söz konusu. İki yıldır Suriye Türkmen Meclisi’nin kapıları kapalı, ne başında biri var ne de arayan soran. Türkiye’nin Suriye içinde kurduğu Beşar’a muhalif Suriye Geçici Hükümeti, sözde Türkiye’nin kontrol ettiği bölgeleri temsil ediyor ama sahada hiçbir etkisi yok. Türkmenlerin haklarını korumak bir yana güçlü bir varlık oluşturmalarına da engel olunuyor. Suriye’de çatışmalarda rol alan Türkmenler bir askeri birlik oluşturmaktan öte, tek tek buradaki İslamcı radikal örgütlerine paralı asker olmaktan ileri gidemediler.

Pençe-Kilit Operasyonu

Pençe 1 Harekâtı 27 Mayıs 2019’da başladı. Pençe Harekât zincirinin son halkası olan ‘Kilit’ operasyonu sürerken Irak ordusu da PKK işgalinde olan Sincar’a operasyon başlattı. Ancak TSK, 1980’li yıllardan beri Irak’ın kuzeyine Mart aylarından itibaren büyük çaplı operasyonlar yapar. Bu dönemdeki operasyonun amacı, kış dönemi boyunca Kandil ve Irak’taki kamplarında dinlenen, yeni elemanlar temin eden terör örgütünün mensuplarının inlerinden çıkarak Türkiye’ye sızma girişimlerini ülke dışında iken önlemektir. Pençe-Kilit operasyonun hedefi olarak açıklanan Metina, Zap ve Avaşin-Basyan bölgeleri Türkiye sınırının yaklaşık 40 km. güneyinde iyi bilinen PKK kamp bölgeleridir. (Harita 4) 

Harita 4: Pençe-Kilit Operasyon Bölgesi

Nitekim Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar şu açıklamayı yaptı; “Bu operasyonun başarılması ile birlikte, huduttaki kilit tamamlanacak, kilitleyeceğiz. Teröristlerin artık girmesi çıkması mümkün olmayacak. Biz herhangi bir şekilde, bir macera peşinde değiliz” dedi. Bazı kaynaklarda ise Pençe Kilit Operasyonu’nun hedefleri Sincar, Mahmur ve Kandil üçgeni olarak gösteriliyor. Sinat-Haftanin, Avaşin-Basyan, Hakurk, Karaçak, Kandil, Zap bölgelerine karadan ve havadan operasyonlar düzenlendiği bildiriliyor.

    Terör örgütü büyük çoğunluğu ile Suriye’nin kuzeyinde ABD’ye paralı asker yazılmışken, Türkiye; Irak’ın içlerinde ise Kandil ile Suriye arasındaki irtibatı koparmak için çevreleme harekâtı sürüyor. 

PKK terör örgütünün ağırlık merkezi Suriye’ye kaydı, komuta kademesi PKK’nın dağ kadrosundan oluşuyor Hedef Suriye’deki PKK olmalı ama şu an için konjonktür uygun değil. Ekim’de öngörülen ama ABD ve Rusya’nın yeşil ışık yakmaması nedeni Suriye’ye dördüncü harekât rafa kalktı. 

    Barzani yönetimi (KBY) Türkiye’nin operasyonunu desteklerken bu desteğin iki hedefi bulunuyor; 

(1) Uzunca bir süredir rekabet halinde olduğu PKK’nin bölgedeki askeri varlığını tehdit olarak görmesi,

(2) Ankara ile enerji konusunda (Kerkük ve Musul’daki petrol ve doğalgazın Türkiye üzerinden pazarlanması) işbirliğinin devamı için.

    ABD, Türkiye ile Kürt Bölgesi Yönetimi (KBY) arasındaki işbirliğinin geliştirilmesini kendi bölge politikası bakımından destekliyor. 

    Sincar, hem Irak ve Suriye arasında bir kavşak olması ve hem de Musul ve Kerkük’teki enerji kaynaklarının denetlenmesi bakımından bölgedeki egemenlik mücadelesinin en stratejik noktalarından birini oluşturuyor. 

Şubat ve Mart aylarında yapılan Erdoğan-Barzani görüşmelerinde bazı stratejik kararlar alındığı ve 17 Nisan gecesi başlayan operasyonun enerji nakil hattı ile birlikte gaz ve petrol sahalarına uzanabileceğini belirtiliyor. 

Eski BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım “Bu harekât aynı zamanda Türkiye’ye açılacak yeni enerji koridorunun garanti altına alınmasına anlamına geliyor. PKK pasifize edilirse süreç hızlanır” yorumunda bulundu. 

Bölgesel Enerji Mücadelesi ve Irak’ın Kuzeyi

    Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rus gazına alternatif arandığı bir dönemde, Irak’ın kuzeyinden çıkan gazın İsrail’in yardımıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması için yapılan bir plan olduğu konuşuluyor. Türkiye 2013’te KYB yönetimiyle yapılan 50 yıllık anlaşma çerçevesinde kendi sınıra kadar boru hattını döşemişti. Bu hat, TANAP bağlantısıyla Avrupa’ya ulaşabilir. Ancak, Erbil’den çıkan gaz, yerel tüketimi bile zor destekliyor. Bu konu, KBY başkanı Neçirvan Barzani’nin 2 Şubat’ta Ankara’ya yaptığı ziyarette gündeme geldi. Ziyaretten üç gün sonra Irak Yüksek Mahkemesi, KBY’nin doğalgaz ve petrol faaliyetlerinin yasadışı olduğunu açıkladı. KBY, saha sonra Katar ve BAE yönetiminden destek aradı.

Ankara’nın Bağdat’la müzakere ettiği pek çok dosya var. Bu dosyalar arasında Türkiye’nin kuzeyde askeri operasyonları genişletmesi ve Fırat ve Dicle’den gelen suyun paylaşımıyla ilgili anlaşmazlıklar da var. Ankara 2013’te Erbil’le imzaladığı 50 yıllık anlaşma, Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’nın Irak tarafını baypas etmesi, yeni hattan tankerlerle Türkiye’ye petrol sevkiyatı uluslararası tahkimde davalık oldu. Tahkimden 24-26 milyar doları bulması muhtemel cezayı önlemek için de Bağdat ile bir anlaşma gerekli. Ankara, Bağdat’ta Barzani ve Sünni blokun ağırlık kazanacağı bir hükümetin kurulmasını istiyor.

Irak Anayasası 2005’te, petrol ve doğalgaz yasası 2007’de yazıldı. Kürdistan da kendi yasasını 2007’de çıkarttı. Basitçe federal hükümetin petrol yönetimini bölgesel hükümetler ve vilayetlerle birlikte yürüteceği yazılıydı. KBY, bütçeden yüzde 17 pay alacaktı. 2008-2009’da Nabucco projesine Irak’ın kuzeyindeki gazın eklenmesine Ankara, KBY’yi bağımsız hâle getireceği gerekçesiyle karşı çıkmıştı. Ancak, KBY tarafında petrol boru hattı 2013’te tamamlanırken, Türkiye’den Powertrans şirketi tankerlerle taşımacılık ağı kurdu. 2009-2013 arasında yoğun bir tanker trafiği yaşandı; günde 500 tanker dolum yapıyordu. Petrol, Ceyhan limanına geliyor, buradan İsrail ve şaibeli birkaç şirkete satılıyordu. BOTAŞ, Türkiye tarafında sınıra kadar gaz boru hattını döşetirken KBY tarafında 180 kilometrelik hat yapılamadı. Bu hattan yılda 20 milyar metreküp gaz ihracatı öngörülmüştü.

Ankara’nın 2 Şubat’ta KBY başkanı Neçirvan Barzani ile bu meseleyi konuşması İran’ın gaz akışını 20 Ocak’tan itibaren 10 günlüğüne kesmesinden sonra geldi. KBY tarafı Türkiye’ye gaz boru hattının 2025’te faaliyete geçeceğini duyurdu. KBY’nin Katar ile de görüşmesi Erbil-Ankara-Doha üçgeninde bir arayış olduğuna işaret ediyor. Tahkim sürecine rağmen Ankara petrol akışını kesmedi. 

Öte yandan, Doğu Akdeniz’de de dikkat çekici gelişmeler olabilir. ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışı konusunda olumlu davranışı, hatta F-35 konusunda kapıyı aralık bıraktığı izlenimi oluşturması yanında Doğu Akdeniz’deki eylemlerine ses çıkarmaması ve İsrail’den gelen enerji hattının Girit-Yunanistan üzerinden geçirilmesi projesini de durdurması ilginç başka gelişmelerin habercisi olabilir. 

Ankara-Barzani ilişkisinin perde arkası

Türkiye’nin son 30 yılda Irak politikasının parametreleri Barzani, İran ve Sünnilik oldu. Irak’ın kuzeyindeki Kürt yapılanmasından;

– Barzani bölgesi Türkiye ile,

– Talabani bölgesi ile İran ile işbirliği yapıyor.

Türkiye’nin Barzani’yi seçmesi, İran’ı PKK’ya yaklaştırıyor, Türkmenler kaybediliyor.

    Sünnilik nedeni ile yakın görülse de Barzani’nin kendine göre hesapları var. Barzani, PKK’yı kendine rakip görüyor ancak bölgedeki Kürt gruplar nezdinde PKK’nın ezilmesine göz yumamaz.

Barzani’nin tek çıkış kapısı Türkiye, biraz da Suriye sınırını kullanabiliyor. Ama asıl neden parasal ilişkiler. Kerkük’teki kuyular her ne kadar Bağdat Yönetiminin kontrolünde olsa da kuzeye giden petrol boru hatlarından petrol çalınıyor. Çalınan petrol çok ucuza Türkiye ve İran’a satılıyor. Tabii Türkiye üzerinden aktarılanlar İsrail’e de satılıyor.

Irak genelinde petrol, silah, uyuşturucu kaçakçılığı vb. illegal yollardan yıllık 35 milyar dolarlık bir para elde ediliyor ve bunun yaklaşık 20 milyar doları Barzani’ye gidiyor. 

Barzani’nin resmi gümrük kapısı dışında Türkiye ve İran sınırında 12-14 gizli kapısı var ve buralardan hiçbir kayıt yapılmadan her türlü mal kaçak girip-çıkıyor.

Türkiye’den giden bir TIR önce Barzani bölgesinde sonra aşağı doğru Bağdat’a kadar tüm bölgelerdeki örgütlere geçiş parası ödemek zorunda. Bu para TIR başına 500-1500 dolar civarında. Her bölgenin kendi otoritesi kendi militan grubu ve buna göre bir tarifesi var.

Irak Merkezi Yönetimi de PKK’dan kurtulmak istiyor ama İran faktörü engelliyor. Irak Ordusu kuzeyde çok küçük göstermelik operasyonlar yapıyor. İran yanlısı Haşti Şabi, sözde Irak Ordusunun resmi bir parçası ama söz dinlemiyor, kuzeyde PKK’yı destekliyor. 

Irak’ta İran’ın kontrol ettiği benzer başına buyruk yapılar var.

Barzani bölgesini by-pass edecek Ovaköy sınır kapısının açılmasını ABD, İran, Barzani istemiyor (Harita 5).

Harita 5: Ovaköy Sınır Kapısı

Suriye Arap Haber Ajansı’nın (SANA) verdiği habere göre 26 Ocak 2022 tarihinde, ABD desteğindeki SDF, Suriye petrolünü büyük bir tanker konvoyuna yükleyerek Irak sınırına gönderdi ve böylece o da hırsızlar arasına katıldı. 130 tankerlik ham petrol ABD kontrolündeki Suriye petrol alanlarından alınarak Irak’ın El-Mahmudiye kasabasına götürüldü. Kasaba, Suriye ve Irak arasındaki ABD’nin açtığı illegal geçiş noktası El-Waleed’in güneyinde bulunuyor. Petrol kaçakçılığı El Haseki bölgesinden El-Waleed yolu ile yapılıyor. Aynı yol üzerinden ABD ordusu da lojistik ikmal yapıyor. ABD, sözde bu bölgedeki petrol alanlarına IŞID’in eline geçmemesi için koruduğunu iddia etse de Suriye petrolü ve diğer kaynakları çalınıyor. 

Sonuç; Yapılması Gerekenler

    2015 sonrası PKK terör örgütü için Türkiye ve İran tali, Suriye ve Irak asli askeri faaliyet alanı oldu. Bu sınıflandırma PKK’nın eylem tipi, ölçek ve yoğunluğu üzerinde belirleyici idi. İsrail ve ABD’nin Irak ve Suriye’nin kuzeyinde İsrail’e müttefik birer Kürt devleti kurma planları şimdiye kadar işlemedi. Bundan sonra PKK terör örgütü ile mücadelede yapılması gerekenleri stratejik bağlamda şu şekilde sıralayabiliriz;

 (1) Kandil’de Türk askeri kalıcı olmalıdır; Kandil’e Türk bayrağının dikilmesi PKK ile mücadelede bir dönüm noktası olacaktır. Kandil harekâtının kapsamı, bölgedeki terör örgütü kalıntıları temizlenene kadar denetimi sürdürmek yanında bu harekât ile Irak’ın kuzeyindeki siyasi ve idari yapı yeniden düzenlenmek, Türkiye’nin güvenliği ile ilgili istikrarlı bir ortam sağlanana kadar tampon bir bölgede kontrolü devam ettirmek olmalıdır. 

    (2) Irak’ta öncelik merkezi yönetim ile işbirliği olmalı, Barzani oyun dışında bırakılmalıdır. Irak’ın kuzeyini bölücüler ve eşkıyadan temizlenmesi ancak Bağdat Yönetimi ile ortak hareket ile mümkün olabilir. Barzani’nin tüm illegal para kazanma yolları yani yaşam damarları kesilmelidir. Ovaköy sınır kapısı açılmalıdır. Irak Ordusunun disipline dilmesine yardımcı olunmalı, Sincar birlikte temizlenmelidir.

(3) Türkmen demografisi onarılmalıdır; Bölgede siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yönleri ile tam bir dönüşüm sağlanabilmesi için Irak’ın kuzeyinin askeri kontrol altına alınması ve ardından yeniden yapılanmanın sağlanması için gerekli alt yapı ve yumuşak güç kurgusu hazırlanmalıdır. Bunun için Türkmenlerden yararlanılmalı ve Barzani tarafından yok edilen Türkmen demografisi onarılmalıdır. Özetle;

– Irak ve Suriye’de birer Türkmen Yönetim Bölgesi oluşturulmalı,

– Bu yönetim bölgelerinin kendi Meclisi ve Hükümeti olmalı,

– Kendi silahlı gücü olmalı,

– Ülke siyasetinde söz sahibi olacak statüye kavuşturulmalıdırlar.

Tıpkı, Amerikalıların Irak ve Suriye’de Kürtler için yaptıkları gibi..

(4) PKK terörü ile mücadelede öncelikle Suriye’deki YPG/PKK tehdidine odaklanılmalıdır. Suriye ve YPG/PKK’nın geleceğini ABD ve Rusya’nın insafına bırakmak yerine, Esat yönetimi ile anlaşmalıyız. Şu konularda uzlaşı sağlamalıyız;

– Suriye sorununa toprak bütünlüğü çerçevesinde siyasi çözüm planı kapsamında YPG/PKK’nın konumu,

– Türkiye’nin kontrolündeki bölgeler ve güvenlik bölgelerinin geleceği,

– Adı bile anılmayan Türkmenlerin hakları,

– Suriyeli sığınmacıların geri dönüşü,

– Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye’nin rolü.

Bu tedbirlerin hepsi Türk Dünyası’nın birliği vizyonu çerçevesinde, büyük güç olmayı hedefleyen küresel bir milli politika ile senkronize olmalıdır. 

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyoruz. Yaralı güvenlik görevlilerimize acil şifalar olsun.

Prof.Dr.Sait Yılmaz

02 Mayıs 2022

Önceki İçerikMazlumun ve mağdurun simgesi; Ebu Zer
Sonraki İçerikTürk ekonomisinde son durum!.. “TİTANİK 2022”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz